Genel

AYDIN TAVRI VE MUZAFFER ORUÇOĞLU

İspanya'da İsa freskinin orijinal, eskimiş ve "restore edilmiş" halini gösteren üç fotoğraf

Osmanlı’dan günümüze edebiyat ve edebiyatçı, sanat ve sanatçı problemidir. Burada, bu özgülde süreci anlatmak değil amacımız. Özellikle 1968 çıkışı ve sonrası herkes kendisini yazmıştır. Bu süreç ve sonrası herkesin bir Marksizm yorumu ve algısı var. Şablonculuk, dogmatizm, taklitçilik, eklektizm sürece hakimdir.

Marksizm kendi bilimsel zeminlerinden koparılmış, iğdiş edilmiş ve herkes kendince bir Marksizm tanımı yapmıştır. 1968 çıkışı bir saman alevi gibidir ve 1973’te toptan kesin bir yenilgiyle sonuçlanmıştır. Süreç genel anlamda bütün örgütsel yapılarıyla Thko, Thkp ve Tkp/ml’ nin yenilgisiyle sonuçlanmıştır.

M. Oruçoğlu, bu sürecin ürettiği dönemin devrimcisidir. 1970 sonrası kısa bir devrimci faaliyeti sonrası yakalanır. TKP/ ML’nin (Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist) kurucusu olmaktan ve değişik zamanlarda ki eylemlerinden dolayı 13 yıl 4 ay hapiste kaldıktan sonra tahliye olur ve direk askere gönderilir, 40 gün sonra, Mayıs 1986’da Yunanistan’a kaçar oradan da Fransa’ya geçerek iltica eder.

Burada roman yazarak ve resim yaparak hayatını devam ettirir. Çeşitli dergi ve gazetelerde çeşitli konularda çok sayıda yazı ve makaleleri yayınlanmıştır. Sonrasında 1988’de evlenerek Avustralya’ya yerleşir.

M. Oruçoğlu, 1986 Mayıs ayında 13 yıl 4 aylık tutsaklık sürecinden sonra tahliye edilir, TKP/ ML’nin, mücadeleye yeniden katılma talebini kesin bir dille reddederek, devrimci örgütlü mücadeleyi bu süreçten sonra kesin bırakmıştır. Muzaffer Oruçoğlu bu süreçlerde Marksizm den kopmuştur, Marksist değildir, bir burjuva aydındır. Bu süreç cezaevinde başlamış ve çıktığında fiili bir tavra dönüşmüştür.

Kısa 5-6 aylık bir Dersim faaliyeti sonrası, yazdığı bütün romanların fantastik kurgusunu bu 5-6 aylık Dersim faaliyeti üzerinden kurgulamış, bu kurgularını ” Aborjin’lerin çıplak yaşamı, benim yaşamımın temel ilkesidir” söylemiyle, Dersim kadını ve yaşamı üzerine yazdığı fantastik romanlarına “felsefi” bir dayanak yapmaya çalışmıştır.

Onun, kadına bakışı problemidir. Ancak bunu bir linç olarak değil, bir aydının kadına bakış açısı düzleminde eleştirmek doğru olan tavırdır.

M.Oruçoglu bir dava adamı değil, bir Marksist, komünist değil, burjuva aydındır.

Özeleştiri talebi zorlama bir tavırdır, ve özeleştiri olarak kamuoyuna açıklanan şöyleyşinin hiç bir tutarlılığı yoktur. M.Orucoglu’nu tabulaştırmaya çalışan yurtdışı orijinli revizyonist güruh, yarattığı put üzerine şimdi kavga ediyor. M. Oruçoğlu put’u, dönemin önderliği onu mücadeleye katılmaya çağırdığında ve o bu talebi reddettiğinde ölmüştü.

Ancak, mücadeleye geri dönmek, devam etmek ya da etmemek bir tercihtir. Bu kesinlikle kendi tasarufundadır. İdeolojik, siyasi ve örgütsel olarak durduğu yerini beğenmiş ve benimsemiş ise, kendisi için en doğru olanıdır. Kafanızda ki put’ları yıkın!!! Siz yıkmazsanız da, tarih onları zaten atmıştır tarihini dışına…

[email protected]

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top