Genel

Aidiyat ve sosyal kültürel kişisel kimlik meselesi üzerine.Hiç bir insan hayatla buluştuğunda yeryüzünün herhangi bir yerinde dünyaya gelmeden önce kültürel, kişisel, ırksal, etnik, cinsel ve sosyal tercihini yapma imkanına sahip değildir.İnsan hayata gözlerini tesadüfü bir şekilde herhangi bir toprak parçasında açıp ve burada hayat bulması demek o toprak parçasının kendine ait hissedip başka insanların kendisiyle o topraklardaki yaşam alanlarını paylasmasını engelleme hakkı doğurtmaz. Burada sadece dokunulmaması gereken kutsal olan yaşamın kutsal alanı bireyin o coğrafi bölgenin şartlarında olusan kültürel, geleneksel, sosyal, cinsel, politik ve kişisel yaşam tercihi kendini özgürce ifade etme hakkı ve kişilik değerleridir.Bu durum bugünün dünyasinda kapitalizm globalleşirken zaten emeğinden başka bir varlığı olmayan dünyanın her bir karesini kendine yaşam alanı olarak seçmesinde dogal enternasyonalist olan emekçilerin sosyalistlerin ve insanlığın aşmasi gereken en önemli temel sorundur. Kültürlerin ve yaşam tarzı tercihlerinin, kendinini ifade etme ve kişilik değerlerinin temsiliyetini sağlayamayan bir sosyalist veya emekçi veya insanlık enternasyonalist olamaz. Bu durumda ortaya çıkan durum değer yargılarının eşitsellik bilincinden çok sistem içinde yarar görme veya menfaatlenme bilincinin aşılamamasındandır. Kısacası insanlık farklılıklarının çıkar sağlayıcılar tarafından bir sömürü nefret üreterek yönetme aracı olmasının önüne geçip farklılıklarının bir suç unsuru olmayıp yasam içinde bir zenginlik gerçek bir yaşam şartlarından ortaya çıktığı bilincine ulaşarak bu durumun önüne geçebilirler. Dünya ancak bu haliyle barışçıl ve insanca yaşanabilir hale gelebilir. Bu koşulları yaratmak insanlık ve yaşamsal değişimin en temel sorunudur. Bu bilinçsel değişim sağlanmadan toplumun ileri bir yaşam biçimine geçmesi mümkün değildir. Ulusalcılık ve dine dayanan hayatı değiştirme sarmalının geleceği nokta hep aynı sonuca ulasacaktır. Bunun örnekleri saymakla bitmez. Din ve milliyet üzerinden çıkan asıl kökeni çıkar savaşlarına dayanan zora dayalı paylaşım savaşlarında insanlık milyonlarca kayıp vermiştir.Bugün yeni nesil dahi bu durumun farkındadır. İnsanların kök, milliyet, din, kişisel, kültürel, sosyal, cinsel, siyasal,farklılıklarından çok yasamda benim ne gibi sosyal ekonomik ve siyasal haklarım var daha önemli bir öncelik almıştır.Yeryüzündeki yaşam kaynaklarının eşit adil ve tüm insanların yaşayabileceği şekilde bölüşümü ve her bir bireye yaşam hakkı tanıyacak adil ve sömürüsüz bir dünya yaratılacaksa Bu durumun bireyin bütünle buluştuğu yaşam alanlarında kendini bütüne ait hissetmesi ulusalcılık, millilik, din ve irk uzerinden olamaz. Yukardada belirtildiği gibi insanın kendini ifade etmesinin yağane yolu sermayenin paranın gücüyle sahtece güçlendirdiği ve içinde sermayeyi temsil eden sermaye katkısıyla büyüyüp güçlenen din milliyet ve ırk üzerinden olması mümkün değildir. İnsanın kişilik bulduğu doğal seçim nedenleri saf katkısız kültürel zenginlik sosyal ve siyasal biçimlenme insanın önündeki en iyi kullanabilecegi yasamsal tecrübelerinin gerçek toplamı ve ileri bir yasam seçeneğinde kişilik bulmasının temel başlangıç koşulu olmalıdır.Milliyetçilik ve ırkçılık mülkiyet ve çıkar ilişkilerinin ortaya çıkardığı ayrımcı bir siyasal sahte insanlığa hiç bir katkı sunmayan kapitalizmin toplum biçimlendirmesidir. Dinlerin ilk ortaya çıkışı ilk insanların doğa olaylarını anlayamamaları ve bir çok felaketin nedenini bilemeleriyle doğal olaylardan korkmalarıyla başlamasına ragmen din tarihte daha ileri aşamalarda ise ilkel bir yönetme biçimi olarak varlığına devam ederek aynı amaç için günümüz dünyasında insanlığın kolayca vazgeçemeyeceği bir inanış olarak varlığını sürdürüyor. İnsanların inanış ve tanrıya tapınması asla zorla ortadan kaldırılamaz fakat insan inancı mademki tanrıyla kendi arasındaki bir alışveriş bu durum için sermayeye ihtiyaç yoktur.Sermaye desteği din üzerinden çekildiğinde dinler büyük oranda sönme yoluna giderek insan hayatından zayıflayıp kaybolacaklardır. Günümüz dünyasında sermaye dinlere büyük paralar akıtarak kendi çıkar mekanizmalarını yürütme amaçlı dini tanrıyla insan arası olmaktan çıkarıp paranın idaresine vermişlerdir.Bir başka dünya mümkünse bu ancak yeryüzünden tüm kasaplıkların tarih olması ve insanlığın tüm geçmiş zalimlikleriyle yüzleşmesiyle mümkündür.Tarihte yeni ve temiz bir sayfa açmak için bu bir zorunluluktur. Bu zormudur başarılamazmı denemeden bir şey söylenemez. 11 milyon insanı Nazi camplarında zalimce öldüren nazi kasaplarının mahkemede şuçlarını Kabul etmemeleri bile önümüzde çetin uzun ve kararlı bir mücadelenin olduğunu gösteriyor veya tarihsel şartların zorunluluklarının insanlığı bu değişime zorlamasıyla mümkün olabilecektir.Yeni bir dünyada kültürler, kişilik, kimlik ve yaşam tarzlarının bir insan hakkı olarak garanti altına alınması ve tüm dünya toplumunca Kabul görmesi gerçekleşmeden ileri bir aşamaya geçilmesi mümkün değildir. Devletler ve politikacılar tarafından nefret üretmenin kullanıldığı inanç ve ideolojilerin tarih olması içinde bu bir zorunluluktur.İnsanın ve doğanın değerli bir varlık olması yanında mutluluğun anahtarı nefretin yerini sevgi ve gülen yüzlerin almasıdır. İnsanlara mutluluk değer ve sevgi üretmeyen bir sistem geçmişin zalimliklerinin bir tekrarından öte getmeyeceği gibi insan haklarınında teminatı olamaz.30 Haziran 2021Halil İbrahim Karatas

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top