AÇMAZLARIMIZ ve AVANTAJLARIMIZ-3

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka boyut daha var. O da kendilerine sosyalist diyen devlet ve güçlerin KUKM’ne karşı dünden bugüne takındıkları tutumlardır. Sosyalistlerin ihanetine uğrayan milletlerin başında Kürd milleti gelir. Kendilerine sosyalist diyen devlet, parti ve güçlerin anti-KUKM politikaları onların belgelerinde bulmak mümkün olduğu gibi pratikleri de ortadadır.

Tüm karalama ve iftiralara karşın Kürd millet mücadelesi milli, haklı, meşru ve ilerici hareketlerdir. Bu nitelikleriyle dünya devrimci hareketin bir parçası olması gerekirken SSCB, Çin, Arnavutluk, Küba ve uzantılarının “devlet çıkarı“ yüklü “parçanın bütüne feda edilmesi“ politikası sonucu dünya devrimci hareketinden soyutlandı. Kürd yurtsever hareketi, bu durumu düzeltmek için ne gerekiyorsa onu yapmasına rağmen bu devletlerin tutumunu değiştirmesine gücü yetmedi. Bu sözde sosyalistler, KUKM’ni destek olması gerekirken Kürdistan’ı egemenliğine alan devletleri her konuda desteklediler ve emperyalist bir tutum takındılar.

Peki, Kürtler ne istiyordu? Ne uğruna ölümüne savaşıyorlardı? Bu sözde sosyalist devletlerin KUKM’ne karşın Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran devletleri desteklemesine iten neden neydi? Bunun sosyalizm ve enternasyonalizmle bir alakası var mıydı? Dahası KUKM karşısında yer alan bu sözde sosyalistlerin Filistin konusundaki hassasiyetini neye yorumlamak gerekir? Bunlara cevap aramak bir yerde bugünün “sosyalistler“inin sergiledikleri tavrı anlamakta da bize bir kolaylık sağlar inancındayız. Çünkü ne sorun, ne de aktörler değişmiştir.

KUKM’ne karşı Kürdistan’ı egemenliklerine alan devletleri destekleyen sosyalist devletler, Filistin sorununa karşı farklı bir yaklaşım içinde oldular. Bu soruna karşı çok ilgili oldular. Her türlü maddi ve manevi destek sundular. Bu, bir çifte standarttı ve kuşkusuz sebepsiz değildi.

KUKM’nin Orta Doğu’da oynadığı ve oynayacağı devrimci rolün yanında Filistin mücadelesinin sözü bile olmazken bu çifte standarttın sebebi ne olabilir? Filistin mücadelesi, Orta Doğu’da önemli gelişmelere yol açacak bir mücadele olmadı ve olmayacakta. Olacak olan var olan 24 Arap devletinin yanına bir yenisinin daha eklenmesidir. Hamaslı, İslami Cihatlı, Hizbullahlı ve FKÖ’lü bir Filistin devletinin Orta Doğu’da gericiliği geriletecek, devrimci mücadeleyi ilerletecek mücadele değildir. Fakat buna karşın KUKM, Orta Doğu’ya dayatılan gerici statükoyu parçalayacak, haritayı değiştirecek, bölge sömürgeci ülkelerinde siyasal mücadelenin önünü açacak yegane devrimci mücadeledir. Bu, görmek isteyen herkes tarafından görülebilir bir gerçektir.

Filistinliler Arap´tır. Arap dünyası, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla dünyadaki tüm güç odaklarının iştahını kabartan muazzam bir potansiyeldir. Emperyalist güçlerin yanı sıra sosyalist güçlerinde ilgisini çekmiştir. Bu pastadan pay sahibi olmak için onları, Filistin sorununa daha ilgili olmaya itti. Filistin mücadelesini destekleme ve bununla Arap dünyasını etkileme politikası güdüldü. Gerici Arap yönetimleriyle her türlü ilişkiye girildi. İşbirlikçiler yaratıldı. Boyunlarına “sosyalist” yaftası asıldı. Bunun için “kapitalist olmayan yolda sosyalizme geçiş” gibi karşı-devrimci teoriler üretildi. Her biri ırkçı, gerici Arap iktidarlarına (Irak, Suriye, Güney Yemen ve hatta Mısır) “sosyalist” yakıştırmada bulunuldu. Koyu ırkçı Arap milliyetçiliği olan “Baascılık” “sosyalist düşünce” olarak lanse edildi.

Bunlar, “M-L” adına, “enternasyonalizm” adına yapılıyordu. Oysa izlenen politikaların enternasyonalizm ve Marksizm’le bir alakası yoktu. Bu sözde sosyalist devlet çıkarını öngören yaklaşımlardı. Bu politika sonucu dünya devrimci hareketi tasfye edilirken, bu politikanın mimari ve uygulayıcısı devletler, süreç içinde her biri karşı-devrimci merkezlere dönüştüler.

Moskova merkezli uluşturulan bu yaklaşımlar KUKM ‘de de yankısını buldu. Moskova’da yağmur yağdığında Kürdistan’da şemsiye açanlar, Hasan El-Bekr ve Saddam Hüseyin iktidarını “kapitalist olmayan yolda sosyalizme geçisi sağlamaya çalışan yönetim“ ilan etti. KUKM’ni verenleri Moskova ağzıyla “gerici, feodal, emperyalizme hizmet etmekle” suçlayanlar, Irkçı-şoven Saddam’ın boynuna “devrimci demokrat” yaftasını astı. Bu, “sosyalizm” adına savunuldu. Bu politikanın, KUKM ile bağdaşmadığını söyleyen bizleri “CIA ajanları” ilan etti. Sonraki gelişmeler biliniyor.

Sovyet sistemi çöktü. SSCB ve peyk ülkelerinde kapitalizme geçiş gerçekleşti. Bu olup bitenleri görmemezlikten gelenler, sanki hiçbir şey olmamış gibi üstelik “20 senelik politikamız bizi haklı çıkardı” deyip yine zeytinyağı gibi üste çıkmanın politikasını sürdürdü. Bu dünyada yalnız kendileri yaşasaydı, bununla kendilerini avutabilirlerdi. Fakat bu yer kürenin altında başkaları da yaşıyor. Peki, bunlar kimi kandırmaya çalışıyorlar? Sadede gelmek lazım. Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerek. Ahlaki olanda budur.

Bizi “CIA ajanları” ilan edenlerin hem bizden hem de Güney Kürdistan Milli Kurtuluşlularından bir özür borçları var. Mustafa Barzani’nin mezarını ziyaret etmelerini özür olarak kabul etmek gerekir mi?

Kruşçev, Brejnev, Gorbaçovların sosyal-emperyalist sistemlerini yıllarca halkımıza “sosyalizm” olarak empoze edenler, halkımızın katili Saddam şahsında “devrimci demokratlık” keşfedenler, olup bitenlerden sonra devekuşu kabarası oynuyorlar. Sanki yaşananlar yaşanmamış gibi davranıyorlar. Dahası herkesin gözünün içine baka baka “20 senelik mücadelemiz bizi doğruladı” diyorlar. Kim neye inanıyorsa akıl, fikir versin.

Kürdlerin istediği ve uğrunda ölümüne savaştığı şey, her milletin en tabii ve doğal hakkı olan kendi bağımsız milli devletini kurmaktı. Kürdler, devletleşmek için sömürgecilere savaş açmışlardı. Karşılarında geniş bir cephe bulmuşlardı. İngiltere, Fransa, İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin yanı sıra kendilerine sosyalist diyen devletler-Rusya, Çin, Arnavut, Küba vs.- bu anti-KUKM cephesini teşkil etmişti. Herkesi anlamak mümkün ama kendilerini sosyalist ilan eden bu devletlerin bu anti-KUKM cephesinde yer almasına iten neden neydi? KUKM’nin niteliği miydi? Kuşkusuz hayır! Bunun tek nedeni vardı o da, bu devletlerin çıkarıydı.

O halde mesele açık ve nettir. “Ezilen dünya halklarının büyük dostu ve destekleyicisi” olarak lanse edilen bu sosyalist devletlerin hiçte böyle olmadığı ortadadır. Enternasyonalizm ve sosyalizm adına bu devletlerin çıkarı temel alınarak Kürd milletinin soykırımına, katliamına neden olduğu gerçeği orta yerdedir. Devlet çıkarları söz konusu olduğu yerde kimin iktidarda olduğu pek önemli değildir. İktidarlar değişir ama değişmeyen devletlerin çıkarlarıdır.

Devamı Var..!

Bir cevap yazın Cevabı iptal et