Genel

ŞEYH AHMET, ŞEYH HASAN VE SEYİT

Seyfi CENGİZ

Dersim’in Şeyh Hasananlılar ve Seydanlılar olarak bilinen büyük aşiret gruplarının kendi orijinlerine ilişkin gelenekleri Şeyh Ahmet, Şeyh Hasan ve Seyit isimleri etrafında döner. Bu isimleri kendi cedleri olarak görürler.1930’ların başında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından hazırlanmış olan Dersim adlı kitapta bu gelenek şu şekilde kayd edilmiştir:”

Garbi Dersim’e gelince, bu mıntıkada sakin aşiretler arasındaki tradisyon şudur: Ecdatları Horasan’da mukim Şeyh Ahmedi Yasevi imiş. Cengiz istilası üzerine Ahmedi Yasevi’nin oğlu Şeyh Hasan Dede aşiret halkı ile Irak’a göçetmiş, orada Abbasi halifesine dehalet ederek iskan edilmiş. Hasan Dede bir aralık Hicaz’a ve oradan Mısır’a geçmiş ve Bağdad’a döndüğü zaman o yerlerde kalamayacağını kestirerek aşiret halkı ile Anadolu’ya geçmiş ve Konya Selçukluları’ndan Alaeddin’e tebaiyet etmiş. Alaeddin, bir hemşiresini Hasan Dede’ye tezviç ederek onu aşiretiyle beraber Malatya civarında iskan etmiş. Bu aşiret Yavuz Sultan Selim zamanına kadar bu mıntıkada kalmış. Yavuz’un Şiilikle birahmane mücadelesi sırasında korku ile Dersim’e kaçmışlar. Şeyh Hasan Dede yolda ölmüş, Kebanmadeni kazasının Şeyh Hasan karyesinde defnedilmiş. Hasan ve Seyit ismindeki iki oğlu aşiret halkı ile beraber asıl Dersim mıntıkasına göçmüşler. Hasan, Hozat ve civarında kalmış. Seyit, kendi tevabii ile Ovacık mıntıkasına geçmiş. Hasan’ın Abbas, Karaballı, Kırık ve Ferhat isminde dört oğlu olmuş. Bunların herbiri bir aşiret halinde taazzuv etmiş. Bugün Şey Hasananlı grubu altında Abbas, Karaballı, Ferhat aşiretleri vardır. Ve esas aşiret grupları olan bunlar da daha küçük kabileler haline inkısam etmişlerdir. Seyit ismindeki diğer kardeşin Koç, Kal, Kav isminde üç çocuğu olmuş, bunlardan Koç’un Şam ve Resik; Kal’ın Bal, Abbas, Persim, Keçel; Kav’ın Beyt, Maksut, Bezgever adlı çocukları olmuş. Zamanla her biri bugün aynı namlarla anılan aşiretleri teşkil etmişler. Bunlardan daha bir takımı küçük gruplara ayrılmışlardır. Garbi Dersim’e bugün hakim nafiz olan aşiretler bunlardır….Garbi Dersim’i teşkil eden…. bu aşiretlerin Dersim’in ilk sakinleri olmadığı ve yakın bir tarihte mezkur mıntıkaya göçtükleri şüphesizdir.” (Bkz. a.g.y., s. 44-45).

Tan Gazetesi’nin 3 Ağustos 1937 tarihli sayısındaki Latif Erenel imzalı bir yazıda bu geleneğin değişik bir versiyonu ile karşılaşıyoruz:

“Dersimli kimdir, nereden gelmiştir, halkın menşei nedir? Bunun etrafında çok yazılar yazıldı. Birçok iddialar yürütüldü. Benim burada kısaca kaydedeceğim şey, duyduğum birkaç nokta olacaktır…….Bundan 1200 sene kadar evvel Horasan’dan kalkan Ahmet Basri, Malatya’nın bir kısmına girmiş yerleşmiş, oğulları Şeyh Hasan ve Seyit Ali adlarını almışlardır. Şeyh Hasan’ın Ferhat, Kara Bali, Abbas adlarında oğulları türemiş. Seyit Ali’nin oğullarından da Koç, Resik, ve Şam uşakları türemiştir…

“Bu rivayeti Hatıratım adlı kitabında Mehmet Nuri Dersimi de aktarır. O’nun kaydettiği versiyonda Şeyh Hasan’ın kardeşi Seyit’in bir adının da “Kalemamsor” olduğu ve bu sözcüğün “Kırmızı Elbiseli” anlamına geldiği açıklaması yeralmaktadır.

Halk dilinde değişik biçimler altında (Khalmamsar, Khalmamsır, Khalmamsor veya Khalman Sar gibi) karşılaştığımız “Kalemamsor“ adı ve anlamı hakkındaki bu bilgi bu geleneği çözmekte önemli bir ipucu oldu.

Mehmet Nuri Dersimi’deki versiyona göre Şeyh Hasan, kendi kızı “Goncasor”u Seyit‘le (Kalemamsor) evlendirmiştir. Goncasor (halk dilinde Kıncasur/Kıncısur) adı da Dersim dilinde Kırmızı Elbiseli (başka deyişle Kızılbaş) demektir.Bütün ayrıntıları anlatıp okuyucunun başını ağrıtmak istemiyorum. Buraya kadarki anlatımların içerdiği ipuçlarının toplamı geleneği tarihsel bir zemine oturtmak için yeterlidir.

ŞEYH AHMET Dersim ve Alevi geleneklerinde adı geçen Şeyh Ahmet (Ahmet Dede) veya Ahmet Yesevi hakkında en önemli ipucunu J. W. Crowfoot’un 1900 yılında yayınlanmış olan “Survivals Among the Cappadocian Kızılbaş (Bektaş)” başlıklı makalesinde buluyoruz.

1900 yılında Ankara’ya bağlı Kızılbaş köylerinden Haydar Sultan ve Hasan Dede’yi ziyaret eden Crowfoot, bu köylerin halkından duyduğu gelenekleri kayddeder ve yorumlar.

Haydar Sultan’daki türbede yatan ve o köye adını veren Haydar’ın Hoca Ahmet (Ahmet Yesevi) olarak da bilindiği söylenmiştir kendisine. Crowfoot, köylülerin bu Haydar Sultan’ı Uzun Hasan’ın kızı Martha (Alemşah Begum) ile evlenmiş olan Safevi Şeyh Haydar olarak tanıttıklarını kaydetmektedir.

Bir dipnotunda Crowfoot, Hoca Ahmet‘in (Şah Haydar, Ahmet Yesevi) Karaca Ahmet’le aynı sanıldığını veya onunla karıştırıldığını da yazmaktadır.

1899-1916 tarihleri arasında Yunanistan’da ve Türkiye’de kalmış olan arkeolog F. W. Hasluck’un “Christianity and Islam Under The Sultans” (Oxford, 1929) adlı iki ciltlik kitabında ifade ettiği görüşler de önemlidirler.

Hasluck, kitabının 2’inci cildinde Crowfoot’un dediklerini “Haydar, Hoca Ahmed, Karaca Ahmed” başlıklı bölümde şöyle değerlendirir:

Yörede anlatılana göre Haydar Sultan köyüne adını veren kişi İran kralının oğludur. Horasan’ın Yassevi adlı kentinden gelmiştir. Bu Seyit Haydar’ın bir adı da Hoca Ahmed’dir. Hacı Bektaş’la birlikte Kayseri’ye gidip orada Mene adında Hristiyan bir kadınla evlenmiştir. İlginçtir ki, der Hasluck, ordaki yerin Hristiyan sahibinin gerçek veya hayali adı “S. Menas”tır ve ortodokslar ona gizli şeyleri ifşa eden biri olarak bakar.

Mene ile evlenen Hoca Ahmed (Haydar) türbesinin bulunduğu köye gelip yerleşir, orda ölür. Tüm köy halkı bu çiftin soyundan olduğunu söylemektedir.

Hasluck’un vardığı sonuç şudur: Haydar, bu köy halkının seyit-atasıdır. Bu Haydar’ın Şah İsmail’in babası ile karıştırılıp karıştırılmadığı önemsizdir. Bektaşiler bu lokal geleneğe şunu ekler: Bektaşi geleneğine göre, bu Haydar, Hoca Ahmed Yesevi’nin ta kendisidir, aynı kişidir.

Hoca Ahmed Yesevi’nin kendisi ise Bektaşi seyit Karaca Ahmed’le karışır, aynılar mı, ayrılar mı ayırd edilemez. (Bk. F. W. Hasluck, a.g.e., s. 403-405).Bu verilerden çıkan sonuç, gelenekteki Şeyh Ahmet adının Hoca Ahmet olarak da bilindiği söylenen Safevi Şeyh Haydar’a (daha genelde Safevilere veya Erdebil ocağına) ve Karaca Ahmet’e referans olduğudur.‘

Erzincan‘ adlı kitabında Ali Kemali de Dersim seyitleri arasında iki Şeyh Ahmet’ten söz eder. Birini, “Yesevi evladından Şeyh Ahmet Dede” (bütün ocakların serçeşmesi ve Şeyh Hasan&Seyit kardeşlerin babası), diğerini ise “Gözcü Kara Ahme Dede” olarak kayddeder.

Ali Kemali’nin listesindeki Gözcü Kara Ahmed Dede, kimi menakıblarda “Rum’un Gözcüsü” olarak tanımlanan Karaca Ahmet’ten başkası olamaz. Bu ismin Ahmet Basri şekli ise, Basra’da doğduğu, yaşamı ve faaliyetinin bir bölümü orada geçtiği için “Basri” nisbesiyle de bilinen Rıfai tarikatının kurucusu Ahmet Rıfai’yi (1118-1182) akla getirmektedir.

Dersim-Alevi geleneklerindeki Şeyh Ahmet adının Danişmend Ahmet Gazi’ye bazı referanslar içermesi de mümkündür. SEYİT Aktardığım rivayetler dikkatle okunduğunda Seyit‘in adının bir versiyonda Seyit Ali (Seydali), bir diğerinde Khalemamsor (Kırmızı Elbiseli, yani Kızılbaş) olarak iki farklı şekilde verildiği görülür.

Farklı dönemlerin olayları ve kahramanları birbirine karıştırıldığı için olmalı bu.Bunlardan Khalemamsor adının “Kırmızı Elbiseli” (yani Kızılbaş) anlamına geldiğini bildiğimize göre, burada Safevi Şeyh Haydar’a (1459-1488) referans verildiğini anlamak zor değildir. Çünkü kendi yandaşlarına kırmızı başlık giydiren Şeyh Haydar’dan itibaren Safeviler “Kızılbaş” (Surh-i Ser) olarak da anılmışlardır.

ŞEYH (ŞAH) HASANRivayetin Şeyh Hasan dediklerinden biri Akkoyunlu Uzun Hasan’dır (1425-1478).Kızını Khalemamsor’la (Seyit) evlendiren odur.

Safevi Şeyh Haydar‘ın Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begum (Dersim geleneğindeki Kıncısur) ile evlendiği bilinen bir şeydir. Bu isimler gelenekte Akkoyunluları ve Safevileri temsil ediyorlar.

Bu iki gücün ilişkileri, ittifakları ve çatışmaları tarihsel kayıtlarda mevcuttur. Gelenekte sözü edilen diğer Şeyh Hasan ise Çemişgezek emiri İkinci Şeyh Hasan’dır (1514-1543/44). Şerefname, bu Şeyh Hasan’dan bazen Pir Hüseyin, bazen de Pir Hasan (Pir Hasan bin Hacı Rüstem, bkz. Şerefname, s. 193) olarak söz etmektedir.

Şerefname’ye göre bu Çemişgezek emiri Erzurum merkezli Saltuklular’ın Melkişiler kolundan gelmedir.. Dersimliler, özellikle Batı Dersim’in Melkişiler diye anılan aşiretleri Safevi hareketine aktif şekilde katılmış, Safevi davası için İran, Irak ve Horasan’da bile aşiretler halinde savaşmışlardır.

Fakat Çaldıran yenilgisi ile birlikte Çemişgezek beyliğinin liderleri Irak, İran ve Horasan’dan aşirertleriyle birlikte Dersim’e dönmeye başlamışlardır.Şeyh Hasan-Seyit rivayeti Çaldıran yenilgisi sonrasındaki bu geri dönüşü yanlış şekilde bir ilk geliş gibi yansıtmaktadır.

Bu sırada geri dönenlerden biri babası Çaldıran’da öldürülmüş olan Çemişgezek emiri İkinci Şeyh Hasan’dır (Şerefname’deki Pir Hasan bin Hacı Rüstem). Tam da rivayette anlatıldığı şekilde ilkin Malatya’ya gelmiş, burada Memlüklerin Malatya valisiyle görüşmüş, ardından Yavuz Selim’le buluşarak onun onayıyla Çemişgezek’i Safeviler’den geri almıştır.

Rivayetin Mısır dediği Afrika’daki bildiğimiz Mısır değil, o tarihte Mısır Memlükleri’nin kontrolünde bulunan ve onların bir valisi (Mamay Haseki) tarafından yönetilen Malatya ve çevresidir. Aynı gelenekteki Malatya’dan geliş motifi de bir boyutuyla bu dönüş olayına referanstır.

Rivayetin bu bölümü de tarihsel bir olay olup Şerefname’nin Çemişgezek Hükümdarları bölümünde kayda geçirilmiştir.Not: Bu yazıda ele alınan konu, Dersim ve Zaza Tarihi (2003) başlıklı çalışmamın Geç Dersim başlıklı IV. ve V. bölümlerinde, ayrıca Dersim’in Şeceresi (2005) başlıklı bir yazımın XII. bölümünde çok daha ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top